|
|
| Çağdaş Bir Kent Kültürü Olarak Futbol Derbileri
|
| Devrim Işıkkaya
|
|
Bu yazı, Galatasaray kaptanı ‘taçsız kral’ Metin Oktay ile Fenerbahçe kaptanı ‘sinyor’ Can Bartu’nun, Metin Oktay’ın jübilesinde, birbirlerinin formalarını değiştikleri, o ölümsüz ana adanmıştır.-
Derby (derbi), öncelikle İngilizler tarafından İngiltere’de her yıl tekrarlanan at yarışı için söylenen bir sözdür. Ayrıca aynı dilde, melon şapka anlamına da gelmektedir. Ancak bu kelime, dünyada uzunca bir süredir - yaklaşık yüz yılı aşkın bir zaman dilimi - daha çok aynı kentin spor kulüpleri arasındaki rutin karşılaşmaları tanımlamaktadır. Geçen yüzyıl boyunca ve öyle görünüyor ki, önümüzdeki yüzyılda da, ki 21.yy küçülmüş, sıkıştırılmış topluluklara ait olacakmış gibiyse şayet, derbi kelimesi kişisel heyecan ve ihtiraslardan çok sıkıştırılmış yeni toplumların daralmış topraklarında kitlesel oyunlar aracılığıyla birbirleriyle hesaplaşmalarını çağrıştıracaktır.
Söz konusu kitlesel hesaplaşma oyunları, geçen yüzyılın özellikle son çeyreği boyunca, dünyanın belli başlı kentlerinin spor kulüplerinin, özellikle futbol karşılaşmaları üstüne sinmiş bir histeri tütsüsü gibidir. Aynı kentin kulüplerinin futbol karşılaşmaları, yani derbi aslında bir tür ölme – öldürme (ölüm-kalımsallık kadar soylu ve temiz değil) oyunudur. Ruhunda bu vardır. Bu bir modern kitle düellosudur. Derbinin olduğu o gün, iki taraftan birindeyseniz, elinizde silahla dolaşırsınız kentte.Maç bittiğinde, istediğiniz kadar gizleyin, mutlaka ateş etmişsinizdir.Ya öldürmüş, ya da vurulup ölmüşsünüzdür. Bazen iki taraf da ateş etmiş, ancak isabet kaydedememiştir. İşte bu da beraberliktir. Ne kadar o kenttenseniz, o kadar saçılır kanınız oraya buraya.
Bu haliyle derbi, herhangi bir futbol karşılaşmasından çok daha öte, belki bir tür ölüm değiş...
|
|
|
|
|
|
| Üç Derbili Şehir ve Üç İstanbullu
|
| Tanıl Bora
|
|
Derbi denen âdetin kökü, Ortaçağ İngiltere’sine, Derbyshire bölgesindeki Ashbourne köyünün iki komşu mahallesi arasındaki rekabete uzanıyor (derbi adı, Derby’den). İki mahalle arasında, yılda bir iki kez, sıkı maçlar yapılırmış. O zamanların vahşi futbolu; amaç, kocaman, ağır bir deriden yapılma bir topu rakip mahallenin değirmentaşına değdirmek. Üç mil mesafedeki iki değirmentaşı arasında yüzlerce (bazen biner) kişilik “takımlar”la, hiçbir kısıtlayıcı kural olmadan, tekme-yumruk, itiş-kakış oynanan bir oyun. Modern futbolda derbi olarak anılan ilk müsabaka ise, 1866’da Nottingham’da, şehrin en kıdemli iki takımi arasında oynandı: 1865’te kurulan Nottingham Forest ile kafa kâğıdında 1862 yazan Notts County.
Derbi, birbiriyle özel rekabet içinde olan, karşılıklı bir doz husumet de taşıyan iki komşu takımın karşılaşması demek. Sonraları kavramın kapsamı biraz genişledi, her yıllanmış, gelenekleşmiş rekabete “derbi” denir oldu. Fakat derbinin esası, aynı yerin takımları arasındaki rekabettir. O yerin horozu kim olacak, onun didişmesidir derbi. Aslına bakarsanız, tam teşekküllü bir derbi, aynı zamanda bir şehir olayıdır. Ortaçağın Derbyshire’ındaki gibi kır ve taşra derbileri, modern zamanlarda, şehir derbilerinin gölgesinde kalmıştır.
Bugün dünyanın ‘dereceye giren’ derbileri, şehirlerde cereyan ediyor. Dahası, o şehirlerin popüler-kültürel ‘değerleri’ arasında yer alıyor derbiler. Glasgow’un başlıbaşına bir müessese olarak anılan “Old Firm”ini (Rangers-Celtic), Buenos Aires’deki Boca-River hadisesini, Merseyside derbilerini (Liverpool-Everton) düşünün. Neredeyse gökyüzünün her istikametine mahsus ayrı bir derbinin mevcut olduğu Londra’yı düşünün: Kuzey Londra derbisi (Arsenal-Tottenham), Güney Londra derbisi (Crystal Pa...
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|