|
|
| İçkalpakçı Çıkmazı
|
|
|
|
1999 yılının bir haziran sabahı yüklenip makineleri daldık Samatya’ya. İlk durak kilise duvarının karşısındaki kahveydi. Önce garsonla başladı muhabbetimiz. Bir kare fotoğraf, bir kare daha... Kahvedekilerin, kapı önündekilerin, Kilise duvarı dibinde oturanların suretleri alındı birer birer. Klasik sorularla karşılaşıyorduk: “gazeteci misiniz?” “hayır” “neden çekiyorsunuz peki?” “fotoğrafçıyız” “ne yapacaksınız?” “sergi, kitap...” Bir süre devam etti bu sorular. Önceleri kahvedekileri, mahalle esnafını çektik. Ardından İçkalpakçı Çıkmazı’nda sürdürdük çalışmayı.
Fotoğrafların baskılarını yapıp her gidişimizde sahiplerine dağıtıyorduk. Suretlerinden bir kopyayı iade etmek, ödünç aldığımızı geri vermek, üretimimizi onlarla paylaşmak önemliydi. Sonraları, bu paylaşımın, çalışmamızın büyüsü olduğunu kavradık. Samatya, tipik mahalle yaşamının hala sürdüğü bir semtti ve her ziyaretimizde daha fazla ısınıyorduk. Kafamızda yeni fotoğraf kareleri oluşuyor, insanları tanıdıkça yeni dünyalara giriyorduk. Sokakta birkaç ev dışında yoksulluk hakimdi. Ama, bu yoksulluk onursuz kılmamıştı hiç birini. Özellikle İçkalpakçı Çıkmazı’nın mimarisi son derece çekiciydi. Sit alanı ilan edilmişti. Mayalanma uzun sürmedi. Evlerden sokağa vuran sıcaklığı hissedebiliyorduk...
Üç aylık çekim çalışmasının ardından eskiz aşamasının tamamlandığını fark ettik. Sıra projeyi oluşturmaya gelmişti. Samatya ile ilgili bilgi toplamalıydık. Çalışmalarımızı izleyen üç sosyolog arkadaşımız Gülay Kayacan, Ebru Soytemel ve Gamze Toksoy bu süreci bir sözlü tarih çalışmasıyla bütünleştirmeyi önerdiler. İlk iş olarak, Samatya ile ilgili tüm basılı malzemeyi toplamaya başladık.
Samatya’nın tarihi çok eskilere dayanıyordu. Mahallede Bizans döneminden yapılar v...
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|