Herkesin bu dergiyi okuma özgürlüğü olduğu gibi herkesin bu dergiye yazma özgürlüğü de vardır.
Metropol yaşamının en belirgin tanımlayıcısı kaostur. Kimi için hayatın cazibesi, kimi için ise hayatın çilesi olarak tanımlanır metropol. Bağımlılık yaptığı da söylenir. Metropolün dışına çıkıldığında tutku derecesinde özlenmesi gibi. Kent mekanına mıdır bu bağımlılık, yoksa kentin sunduğu hayata mı, hayat tarzına mı? Kent mekanı ile kentin sunduğu hayat birbirinden ayrı düşünülebilir mi? İstanbul’da yaşayanların yüzde kaçı acaba Boğaz için veya tarihi yarımada veya Topkapı Sarayı veya Dolmabahçe Sarayı için İstanbul’a bağımlılık derecesinde tutkun? Acaba tutkunun arkasında daha çok kentin yirmidört saat yaşaması olarak dile getirilen yaşam temposu; sinemaları, tiyatroları, eğlencesi, alışverişi, yemesi, içmesi, müzeleri, sergileri, konserleri, üniversiteleri, kütüphaneleri, vb ile sunulan hizmetleri mi var?
Metropol hayatının renkliliği, sunulan bu hizmetlerin çeşitliliği ve çokluğundan ileri gelir. Hizmeti üretenler de tüketenler de aynı kentin mekanlarında biraraya gelir. Metropollünün tamamı hayatı bu renklilikte göremez. Görebilmek için özgür olmak, birey olmak gerekir. Metropolde yaşamanın temel düsturu da bu değil midir; bireyselleşme ve özgürleşme. Üretimde özgürleşme, tüketimde özgürleşme, özel yaşamda özgürleşme, kamusal yaşamda özgürleşme. Gelenekler ve cemaat hayatı, bireyselleşme ve özgürleşme ile yeniden yorumlanır. Bunlarla beraber metropollü olmanın bir takım koşulları da oluşmaya başlar. İletişim araçları bu koşulların ve hayatın şekillenmesinde en önemli aktördür. Bu kadar yoğun bir iletişim ortamında bu kadar çok uyarıcının olduğu bir yaşam biçiminde seçici olmak, çeşitli beklentileri olmak da kentlinin ...
|